İTTİHATÇILARDA TÜRKÇÜLÜK DÜŞÜNCESİ

Giriş

Tarihimizde bir döneme damga vurmuş İttihat ve Terakki Cemiyetinin içerisinde yer alan birçok önemli isimin fikri açıdan hangi düşüncede olduğu hala tartışılan bir konudur. Bu tartışmalarda en çok bahsi geçen düşünce ise ittihatçıların Osmanlıcı mı yoksa Türkçü mü olduklarıdır. İttihatçıların önde gelen isimleri Osmanlıcılık düşüncesi ile hareket ettiklerini ifade etseler de izlenen politikaların Türkçü çizgide olduğu ve Üç Paşalar dönemindeki Osmanlıcılık anlayışının aslında Türkçülüğe karşılık geldiği de iddia edilmektedir (Günay, 2014).

İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde farklı görüşlere sahip insanları barındıran bir oluşumdur. Bu insanlar arasında Türkçülüğü savunan çok önemli isimler yer almaktaydı bu isimlerin arasında en önemli olanı ise cemiyetin genel merkez yönetiminde görev yapan ve Türkçülüğünde en önde gelen isimlerinden Ziya Gökalp’tir. Milliyetçilik akımının etkisi ile Osmanlı Devletinden tek tek kopmaya başlayan azınlıklara karşı Türk aydınları Türkçülüğe yönelmişlerdi zira bu uluslara karşı izlenen Osmanlıcılık politikası etkisini yitirmiş ulusçuluk ön plana çıkmıştı (Saklı, 2012). Bunun yanı sıra çarlık Rusya’sında izlenen Panslavizm politikasına cevaben Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura gibi aydınlar Türkçü düşünce hareketleriyle çarlığın izlemiş olduğu yayılmacı politikaya karşı bir hareket niteliği taşımaktaydı (Günay, 2014).

İttihat ve Terakkinin kuruluşunun ilk yıllarında asıl amaç devleti ayakta tutmak ve hürriyet olduğundan cemiyet içerisine köken ayrımı yapılmaksızın herkesin girebileceği kararlaştırılmış fakat cemiyetin büyük bölümünde Müslüman ve Türk gençlerin olduğu görülmekteydi. Ayrıca cemiyetin kurucularından olan hatırı sayılır isimlerden Ahmet Rıza Bey, cemiyeti bir Türk ve Müslüman cemiyeti olduğunu dile getirmiştir (Semiz,  2014). Cemiyetin gayrimüslimlerle olan bağlantıları ve teşkilat içinde gayrimüslim bazı unsurlara yer vermesi konusunda ise yeni kurulmuş bu gizli cemiyetin amaçlarına ulaşması ve büyüyebilmesi için pragmatik bir anlayışla bu şekilde hareket ettiği ifade edilmektedir. 1908 yılına yani meşrutiyete kadar devletin parçalanmasını önlemek ve meşrutiyeti ilan ederek anayasanın yürürlüğe girmesini sağlamak kutlu bir hedef olarak konmuş bunu sağlamak için ise amaca ulaşana kadar Türk milliyetçiliğini açıkça ifade etmekten kaçınılmıştır (Semiz, 2014: 222-223; Günay, 2014).

Bu konuda cemiyetin önemli üyelerinden ve edebiyatımızın önemli yazar ve düşünürlerinden olan Ömer Seyfettin İttihat ve Terakki Cemiyetinin bu siyasetinde ki düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir;

            “Günümüz Türklük savunucularının amacı, Osmanlı Devleti tebaası olarak şuursuz bir şekilde Türklüğünden habersiz Türklere milli bir vicdan kazandırmak, böylece İslam’a kuvvetli bir unsur dâhil ederek devleti yeniden kuvvetlendirmektir. Milli dilin ve milli tarihin unutulması bir çöküş olmuştur bunun sebebi milletimizin ismi olan Türk adının ortadan kalkıp yerine diplomatik bir unvan olan Osmanlı Devletinin gelmesidir. Bu devletin merkezi kuvveti Türklüktür. Osmanlı Devletini parçalanmaktan kurtaracak olan Türklerin milli bir gaye etrafında toplanmasıdır” (Semiz, 2014: 224).

Fakat Ömer Seyfettin bu düşüncelerini ifade ederken cemiyetin politikası yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı hala Osmanlıcılığa kayan bir yapıdaydı. Zira yine bahsettiğimiz gibi asıl öncelikli gaye Osmanlı Devletini içinde bulunduğu zor günlerden kurtarmaktı. Bununla ilgili en iyi örneklerden biri olabilecek belge 1908 yılında neşredilmiş olan Teşkilat-ı Dâhiliye Nizamnamesidir diyebiliriz. Nizamnamenin ilk maddesine baktığımızda; Vatanı ve milleti içinde bulunduğu kötü durumdan kurtararak esaretten çıkarıp insanlığa yakışır biçimde yaşatmak gibi ifadelerin olduğunu görebiliriz (Semiz, 2014).

Nihayetinde meşrutiyet ilan edildi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti önemli amaçlarından birini gerçekleştirmiş oldu fakat şimdi devletin bütünlüğünü sağlamak ve dağılmayı önlemek gerekiyordu. Meşrutiyet ile birlikte hemen hemen herkes bir anda her şeyin düzeleceğini, bir bir isyan eden azınlıkların bağımsızlık isteklerinden vazgeçerek Osmanlı Devleti himayesinde yaşayacağı ve bağlılıklarını sürdürecekleri fikri hâkim olmuştu (Semiz, 2014). Fakat haliyle bunları hayata geçirmek, ülkenin bütünlüğünü sağlayacak icraatlarda bulunmak hem kolay olmayacak hem de zaman alacaktı. Bir süre sonra hem gayrimüslim hem de Müslüman azınlıklar bu icraatlara karşı direnmeye başladı. Semiz(2014)’in deyimiyle meşrutiyet adeta gayrimüslim azınlıklar tarafından Türklüğü boğmak için bir fırsat olarak görüldü.

Hatta meşhur edebiyatçımız Hüseyin Cahit Yalçın o günlerle ilgili şunları söylemiştir;

            “Meşrutiyetin biz Türklerde ve Türk gazeteciliğinde ilk yarattığı sonuç Türklüğü boğmak ve Osmanlılığı yaratmak olmuştu. Osmanlılık sözü istibdat devri de dahil hiç bu kadar değer bulmamıştı hatta Abdülhamid Han zamanında arada sırada Türk sözünü ağzımıza alma imkânı bulabiliyorduk (Yalçın, 1976).

Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda bu çalışmanın amacı İttihatçıların Türkçülük fikri ile ilişkilerini ve benimseme süreçlerini araştırmak ve literatüre katkı sağlamaktır.


1. İttihatçılık

Bu kısımda İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşu ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgi vermekten ziyade “İttihatçılık” kavramının ne olduğu ve hangi düşünce ve fikirde olduğundan bahsetmeye çalışılmıştır. Cemiyet hakkında kısaca bahsedecek olursak cemiyet, 1889 yılında İstanbul Tıbbiye Mektebi öğrencileri tarafından kurulan İttihad-ı Osmani adlı gizli bir topluluğun oluşturulmasıyla başlamıştır. 1895 yılında Avrupa’ da Ahmet Rıza Bey önderliğinde kurulan II. Abdülhamid’e muhalif toplulukla birleşerek Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştır. Cemiyetin başlıca amacı devletin kötü gidişatından sorumlu olarak gördükleri II. Abdülhamid’ i tahttan indirmek ve anayasayı tekrar yürürlüğe koymaktı (Örs, 2013).  Cemiyet 1907’li yıllara kadar yurtdışında faaliyetler yürütürken asıl önemli etki yaratan ve Osmanlıda etkili olan gelişme içlerinde subaylarında olduğu ve meşhur Talat Paşa olarak bilinen Mehmet Talat Bey’ in de bulunduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyetinin kurularak milliyetçiliğin ön planda olduğu Ahmet Rıza Bey’ in etkili olduğu yıllarda birleşmeleridir. Bundan sonra Talat Paşa ve Kurmay subay olan ve ileride çok büyük olaylara imza atacak olan Enver Bey (Paşa) başroldeydi (Zürcher, 2010).

Yukarıda bahsedilen amaçlardan da anlaşılacağı üzere hürriyet, vatanseverlik ve anayasal düzeni ilke edinen cemiyete bağlılık gösteren ve bu ilkeler ve fikirler doğrultusunda faaliyet gösteren kişilere “İttihatçı” demek mümkündür (Uca, 2012). Fakat ittihatçılık kavramı cemiyetin ve önde gelen isimlerin benimsedikleri politikalar ve fikirler bakımından daha geniş kapsamlı bir kavram diyebiliriz makalenin ilerleyen bölümlerinde de görebileceğimiz gibi zamanla cemiyette etkili olan isimler ve benimsedikleri, savundukları fikirler bu kavramı genişletmiştir.


İttihat Terakki ve Türkçülük

Cemiyetin ilk kurucu fikirleri arasında Türkçü düşüncelere sahip birçok önemli ismin yer aldığını söylemiştik. Fakat yine bahsettiğimiz üzere kurulduğu yıllarda istibdat dönemine son vermek, meşrutiyet fikirlerini hâkim kılmak düşüncesi ile ortak noktada buluşan farklı fikirde insanlarda cemiyet bünyesinde yer almaktaydı. Ancak “Üç Paşalar” dönemi dediğimiz Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşalar döneminde cemiyet Türkçülük mefkuresiyle hareket ederek kutlu amaçlarını bu yönde inşa etmişlerdir. Baktığımızda Enver Paşa’nın Türkistan’daki mücadelesi buna kanıt olabilir. Özellikle Nevzat Kösoğlu’nun “Şehit Enver Paşa” eserinde yer verdiği kaynaklarda Enver Paşa’nın “Ulu Turan İhtilal Orduları Başkumandanı” unvanını kullanması cemiyette özellikle’ de Enver Paşa gibi hayatı savaşlarda, mücadelelerde geçmiş bir aksiyon adamı tarafından Turancılık ülküsü ile hareket edilmesi dikkat çekicidir.

Yine bu dönemde İttihatçıların Türkçülüğü benimsemesi iddia edilen asılsız ithamların aksine boş bir hayalperestlik veya macera değil kutlu amaçlara dönüktür. Bu konuda bir başka etken ise Tanzimat ve Islahat devirlerinde şımartılan azınlıkların taşkınlıkları, isyan hareketleri ve Türklere karşı sergiledikleri saldırgan tutumdur. Balkanlarda Rum ve Bulgarlar gibi azınlıklardan sonra İmparatorluktan son kopacak toplum olan Arnavutlarında isyan hareketleri, Ermenilerin çetecilik faaliyetleri ile Türklere karşı katliama girişmeleri doğal olarak asli unsur olan Türk milletinde ve dönemin iktidar gücünü elde etmiş olan İttihatçılarda milli bir yönelişi, Türkçülüğü ön plana çıkarmıştır (Semiz, 2014).

İttihat Terakki’nin yönetiminde de bulunan ve Türkçülüğü sistemleştiren Ziya Gökalp Bey tarafından Balkanlarda eğitim kurumları açılmış ve böylece Türkçü fikirler doğrultusunda bireyler yetiştirmek amaçlanmıştır. Açılan bu kurumlara giriş şartlarından bazıları ise şunlardır;

A Türk olmak

B Türkçülük fikri ile yetişmek

C Ferdi ve milli ahlaka sahip olmak

Tamda bu dönemde Arnavutların Osmanlıdan kopması cemiyeti daha radikal Türkçü olmaya itmiş ve Türkçülükle özdeş olan Turancılık ülküsü daha da ön plana çıkmıştır. Böylesi bir durumda zaten yıllarca ihmal edilmiş olan Türklük şuuru ve ülküsü bu dönemde önem kazanmış ve hakkettiği biçimde ülke politikasına dönüşmüştür. Yine aynı dönemde İttihad-ı İslam fikride kendini göstermiş fakat bu bir panislamist faaliyet olarak değil Turan ülküsünü gerçekleştirme hususunda Asya’daki Müslümanların hilafet makamına bağlılığını arttırmak için kullanılmıştır (Semiz, 2014).

Türk Ocakları, Türk Yurdu Dergisi, Türk Gücü Derneği gibi derneklerde Türkçülüğe hizmet için ilmi ve akademik çalışmalar yapılmış, Türk gençleri zihnen ve bedenen eğitilerek Türkçü fikirlerle yetiştirilerek Türklüğün ve Türk devletinin korunması ve geliştirilmesi gaye edilmiştir.

Sonuç olarak İttihat ve Terakki yakın tarihimize damga vurmuş günümüz modern Türkiye’nin temel taşlarını yetiştirmiş ve bu fikrin ana kaynağı olmuştur. İçerisinde Ziya Gökalp gibi ilim adamları yanında başta Şehit Enver Paşa olmak üzere Talat Paşa, Cemal Paşa, Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşa gibi Türk tarihine mâl olmuş nice komutanlar çıkarmıştır. Asırlardır ihmal edilmiş Türklüğü tekrar ayağa kaldırarak Türklük şuurunu diriltmiş ve tekrar o eski ihtişamlı günlere dönebilmek için normal bir insanın göze alamayacağı riskler ve fedakârlıklarla, hayati kararlarla büyük başarılara imza atmış fakat kaderin çizdiği mutlak sonun tecelli etmesi ile bir dönem sona ermiştir. Büyük ve kutlu ülküler yolunda Enver Paşa gibi mitralyöze yalınkılıç koşan, haince sırtından vurulan Talat ve Cemal Paşalar ile daha nice kahramanlar şehit düşmüştür.

B. Oğuzhan Demirezen
B. Oğuzhan Demirezen

Günay, Nejla. “İttihatçıların Türkleştirme Siyaseti ile İlgili İddialar ve Tarih Yazımındaki Çelişkiler” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Yıl 2014, Cilt 30, Sayı 88, s.115-158.

Hüseyin Cahit Yalçın (1976). Siyası Anılar, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 23.

Örs, Orhan. “Kuruluşundan Birinci Dünya Savaşına Kadar İttihat ve Terakki Cemiyeti”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi 51, Bahar (2013): 679-716.

Saklı, Ali Rıza. “Osmanlı Döneminde Türk Milliyetçiliği” Akademik Bakış Dergisi, Sayı 33, Kasım-Aralık 2012.

Semiz, Yaşar. “İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türkçülük Politikası” Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Yıl 2014, s. 217-240.

Zürcher, E. J. (2010). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Çev. Yasemin Saner, İletişim Yayınları, İstanbul.

Paylaş

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial